Kafe menüsünü okuyup kısa bir müşteri-garson konuşmasını anlamak, A2 düzeyinde kendi başına nazikçe sipariş verebilmenin temel can-do hedefidir.
Üyeler sınırsız test çözer, dersi dinler, Bir'e Bir ders alır ve ilerlemesini görür. Üye olmadan 20 dakika deneyebilirsin.
Kafeler, menüler ve senin A2 hedefin
Dünyanın birçok şehrinde insanlar sabah, ara veya öğleden sonra bir kafeye gider. İngilizcede bu yere cafe (kafe) veya coffee shop (kofi şop) denir. Senin A2 can-do hedefin açıktır: Basit bir kafe menüsünü okuyabilir ve kısa, yavaş bir sipariş konuşmasını anlayabilirsin. Ev dışında oturup coffee (kofi), tea (ti) veya küçük bir yiyecek almak hem Türkiye'de hem başka ülkelerde günlük hayatın parçasıdır.
Menü, satılan yiyecek ve içeceklerin yazılı listesidir. Sözcük menu (menü) Türkçeye de geçmiştir; telaffuzu neredeyse aynıdır. A2 sözcük dağarcığında şunlar yeter: coffee, tea, water (votır), juice (cus), sandwich (sendviç), salad (selıd), soup (sup), cake (keyk), ice cream (ays kriim). Kahvehaneler tarihte Osmanlı coğrafyasından Avrupa kentlerine yayılmış, bugün ise öğrenci ve gezgin için menüyü okumak bağımsızlığın küçük ama somut bir adımı olmuştur. Gözünle seçeneği bulur, kulağınla garsonun kısa sorusunu tanırsın.
Örnek
Örnek A2 menü: Drinks: tea 2, coffee 3, water 1, orange juice 3. Food: salad 4, soup 4, cheese sandwich 5. Desserts: cake 3, ice cream 3. Türkçesi: İçecekler: çay 2, kahve 3, su 1, portakal suyu 3. Yiyecek: salata 4, çorba 4, peynirli sandviç 5. Tatlılar: pasta 3, dondurma 3. Sayılar fiyattır; para adı ülkeye göre pound (paund), euro (yuro) veya dollar (dolar) olabilir.
Menüyü okumak: yiyecek, içecek ve fiyat
Menüyü okurken önce bölümlere bak. Çoğu kafe menüsünde drinks (drinkz) içecekler, food (fuud) yiyecek ve desserts (dizörts) tatlılar vardır. A2'de uzun tarif beklenmez; tek sözcük veya iki sözcüklü adlar görürsün: black coffee (blak kofi) sade kahve, tea with milk (ti vid milk) sütlü çay, chicken sandwich (çikin sendviç) tavuklu sandviç, tomato soup (tomeitou sup) domates çorbası. Fiyat sorma kalıbı şudur: How much is the coffee? (hav maç iz dı kofi) Kahve ne kadar? Ezberle: How much is ...?
Bazı menülerde small (smol) küçük ve large (larc) büyük yazılır. A small tea küçük bir çay, a large juice büyük bir meyve suyu demektir. İngilizcede çoğu yiyecek ve içecek adının önünde a veya an gelir: a sandwich, an ice cream. Su için a bottle of water (ı botıl ov votır) bir şişe su diyebilirsin. Sık bir A2 okuma görevi üç içeceği ve iki yiyeceği bulmak, sonra fiyatları karşılaştırmaktır. The soup is four pounds. (dı sup iz for paundz) Çorba dört pound. The cake is three pounds. Pasta üç pound. A2'de para adı ve sayı yeter; kur hesabı gerekmez.
Örnek
Okuma sorusu: How much is a cheese sandwich? Metne bakınca cevap It is five pounds. (it iz fayv paundz) Beş pound. İkinci soru: Is there orange juice? (iz der orınc cus) Portakal suyu var mı? Cevap: Yes, it is three pounds. Evet, üç pound. Bu tür sorular dünyadaki A2 kitaplarında menü okumanın standart yoludur.
Sipariş vermek: nazik A2 kalıpları
Sipariş verirken A2'de en işe yarar kalıp I'd like ... (ayd layk) şeklindedir. Açılımı I would like (ay vud layk) olsa da konuşmada kısaltılır. Örnek: I'd like a coffee, please. (ayd layk ı kofi, pliz) Bir kahve istiyorum, lütfen. İkinci kalıp: Can I have a sandwich, please? (ken ay hev ı sendviç, pliz) Bir sandviç alabilir miyim, lütfen? İkisi de naziktir. Türkçedeki kısa emir İngilizcede kaba durur; bu yüzden Give me (giv mi) kullanma. please cümlenin sonuna gelir.
Sıra gerçek hayatta da derslerde de aynıdır. Garson gelir, sen menüden seçersin, kalıbı söylersin. Bir şey daha istersen And a water, please. Bir de su, lütfen. İstemiyorsan No, thank you. (nou tenk yu) Hayır, teşekkürler. Telaffuz ipucu: I'd like ayd-layk, Can I have ken-ay-hev, please pliz, thank you tenk yu. a çoğu zaman hafif ı gibi okunur: ı kofi, ı sendviç. Yavaş konuşman yeter; A2 can-do hedefi nazikçe yiyecek ve içecek sipariş edebilmendir.
Örnek
Kısa diyalog. Müşteri: Hello. I'd like a tea and a cheese sandwich, please. (helou. ayd layk ı ti end ı çiiz sendviç, pliz) Merhaba. Bir çay ve bir peynirli sandviç istiyorum, lütfen. Garson: Sure. (şur) Tabii. Bu metni önce oku, sonra dinleme gibi kapatıp tekrarla; aynı kalıp her kafede işe yarar.
Müşteri konuşmasını dinlemek
Dinleme metinlerinde iki müşteri masada konuşabilir. A2 hızı yavaştır ve sözcükler menüden gelir. Örnek cümleler: I'm hungry. (aym hangri) Acıktım. I'm thirsty. (aym törsti) Susadım. Let's have a salad. (lets hev ı selıd) Salata alalım. I don't like soup. (ay dount layk sup) Çorbayı sevmiyorum. I like cake. (ay layk keyk) Pastayı severim. Bunlar şimdiki zaman, beğeni ve basit plandır; A2'yi aşmaz. Dinlerken her sözcüğü yakalamak zorunda değilsin; can-do hedefi ana fikri anlamaktır.
Arkadaşlar fiyat da konuşur. It's cheap. (its çiip) Ucuz. It's expensive. (its ikspensiv) Pahalı. Let's share a cake. (lets şeer ı keyk) Bir pastayı paylaşalım. There's a chicken sandwich. (derz ı çikin sendviç) Tavuklu sandviç var. Anahtar sözcükleri dinle: yiyecek adı, please, thank you, sayı. Kişi A: What do you want? (vat du yu vont) Ne istiyorsun? Kişi B: I want a coffee. And you? (ay vont ı kofi. end yu) Bir kahve istiyorum. Ya sen? Dinlemede I want sık çıkar; sınıfta ise daha nazik I'd like öğretiriz. İkisini de tanı.
Örnek
Dinleme metni: A: I'm hungry. B: Me too. Let's have a sandwich. A: OK. I don't like cheese. B: There's a chicken sandwich. A: Great. And water, please. Türkçesi: A: Acıktım. B: Ben de. Sandviç alalım. A: Tamam. Peynir sevmiyorum. B: Tavuklu sandviç var. A: Harika. Bir de su, lütfen. Ana fikir: İkisi sandviç istiyor; peynirli değil, tavuklu. Su da istiyorlar.
Garson ve müşteri: kısa kafe diyaloğu
Garsonun kalıpları da A2 düzeyindedir ve senin bunları anlaman yeter. Hello. Are you ready to order? (helou. ar yu redi tu ordır) Merhaba. Sipariş vermeye hazır mısınız? What would you like? (vat vud yu layk) Ne istersiniz? Anything else? (eni ting els) Başka bir şey? Here you are. (hiır yu ar) Buyurun. Enjoy your meal. (encoy yor miıl) Afiyet olsun. Dünya genelinde A2 kafe üniteleri bu dört adımı öğretir: selam, sipariş, ek soru, teşekkür. Çünkü gerçek kafede sıra da budur.
Hesap sormak A2'nin doğal bir uzantısıdır. Can I have the bill, please? (ken ay hev dı bil, pliz) Hesabı alabilir miyim, lütfen? Britanya İngilizcesinde bill (bil) yaygındır; Amerika'da check (çek) da duyarsın. A2'de ikisini tanı, birini kullan. Garson fiyatı söyleyebilir: That's ten pounds. (dets ten paundz) On pound. Sen kapatırsın: Thank you. Goodbye. (tenk yu. gudbay) Teşekkürler. Hoşça kalın. Müşteri olarak garsonun bütün cümlelerini tekrarlaman gerekmez; soruyu anlayıp I'd like ile cevap vermen yeter.
Örnek
Tam diyalog. Garson: Hi. Are you ready to order? Müşteri: Yes. I'd like a coffee and a salad, please. Garson: Anything else? Müşteri: A bottle of water, please. How much is it? Garson: That's nine pounds. Here you are. Müşteri: Thank you. Türkçesi: Garson: Merhaba. Sipariş vermeye hazır mısınız? Müşteri: Evet. Bir kahve ve bir salata istiyorum, lütfen. Garson: Başka bir şey? Müşteri: Bir şişe su, lütfen. Ne kadar? Garson: Dokuz pound. Buyurun. Müşteri: Teşekkürler.
Türkçe konuşanların sık yaptığı hatalar
Türkçeden gelen ilk hata, emir gibi konuşmaktır. Give me a tea sözcük sözcük bana bir çay ver demektir ve İngilizcede kaba durur. Doğrusu I'd like a tea, please veya Can I have a tea, please? şeklindedir. İkinci hata soru sırasıdır: How much it is? yanlıştır çünkü Türkçede ne kadar o diye düşünürüz. Doğrusu fiilin öne geldiği How much is it? kalıbıdır. Üçüncü hata çift fiildir: I am want yoktur. Türkçede istiyorum tek sözcüktür; İngilizcede I want veya I'd like dersin.
Dördüncü hata her şeye the (dı) eklemektir. Menüden ilk kez söylerken a coffee dersin; belirli bir kahveden bahsediyorsan the coffee olur. Beşinci hata telaffuz köprüsüdür. tea tey diye uzamaz, kısa ti dir. soup sup diye okunur, u ile uzamaz. thank you için A2'de tenk yu yeter; önemli olan kalıbı kullanmaktır. sandwich sözcüğünü sendviç gibi söylemek anlaşılır. Bu hatalar utanç değil, ana dilden gelen köprülerdir. Fark edince, menüdeki aynı sözcüğü nazik kalıba yerleştirince düzelir.
Örnek
Yanlış: Give me sandwich. How much it is? Doğru: I'd like a sandwich, please. How much is it? Yanlış: I am want coffee. Doğru: I'd like a coffee, please. Yanlış: I want the tea small. Daha doğal: I'd like a small tea, please. Bu üç çifti sesli oku; doğru olanı sınıfta ve kafede tekrarla.
Sık yapılan yanlışlar
- Yanlış: Siparişte I want her zaman yeter ve naziktir. Doğrusu: Anlaşılır ama biraz doğrudan durur. A2'de I'd like ve cümle sonundaki please beklenir; daha naziktir.
- Yanlış: Menüdeki her sözcüğü bilmeden sipariş verilemez. Doğrusu: A2'de ana yiyecek-içecek adları, small / large ve fiyat yeter. Uzun tarifleri atlayabilirsin.
- Yanlış: How much it is? doğru sorudur çünkü Türkçede sözcük sırası böyledir. Doğrusu: İngilizce soruda fiil öne gelir: How much is it?
- Yanlış: Garsonun bütün cümlelerini senin de söylemen gerekir. Doğrusu: Sen sipariş kalıplarını söylersin. Garsonun Are you ready to order? ve Anything else? sorularını anlaman yeter.
- Yanlış: cafe ile restaurant aynı yerdir. Doğrusu: cafe genellikle içecek ve hafif yiyecek içindir. restaurant (restront) daha çok tam öğün içindir. A2'de ikisini ayır.
Bir adım ileri
Bir üst basamakta, B1'e doğru, sipariş uzar: I'm a vegetarian. et yemem, No sugar, please. şekersiz, alerji ve özel istekler eklenir. Rezervasyon, soğuk yemek şikayeti ve daha uzun menü tarifleri gelir. Geçmiş zamanla dün kafede ne yediğini anlatırsın. Dinleme hızı artar, farklı aksanlar karışır. A2'de menüyü okuma ve nazik I'd like kalıbını sağlam tutarsan B1 bu konuşmayı uzatır ve gerçek hayattaki aksaklıklara hazırlar.
Özet
A2'de kafe konusu menüyü okumak, fiyatı anlamak ve nazik sipariş vermektir. En işe yarar kalıplar I'd like ... please, Can I have ... please? ve How much is it? şeklindedir. Garsonun kısa sorularını dinleyip ana fikri yakalaman, Türkçeden gelen emir ve soru sırası hatalarını düzeltmen yeter.