Evimizin odalarını ve eşyalarını adlandırıp mahallemizdeki yerleri ve yönleri basit İngilizce ile tarif ederek yol sorabilir ve evimizi tanıtabiliriz.
Üyeler sınırsız test çözer, dersi dinler, Bir'e Bir ders alır ve ilerlemesini görür. Üye olmadan 20 dakika deneyebilirsin.
Evimizin odalarını tanıyalım
CEFR A2 can-do hedefi şöyledir: evimin odalarını adlandırabilir ve kısa cümlelerle tarif edebilirim. İngilizcede yaşadığımız bina house (haus) sözcüğüyle, aidiyet duygusu ise home (hom) sözcüğüyle anlatılır. Türkçe tek sözcük olan ev, İngilizcede bu iki anlamı ayırır. Bir odanın genel adı room (ruum) dur. Mutfak kitchen (kiçın), yatak odası bedroom (bedruum), banyo bathroom (baasruum), oturma odası living room (livİng ruum), yemek odası dining room (daynİng ruum) olarak öğrenilir.
Bahçe için garden (gaadın), hol için hall (hol), merdiven için stairs (steez), balkon için balcony (balkıni), garaj için garage (garaaj) denir. Varlık anlatırken There is ve There are kalıbı kullanılır. Tekil için There is a kitchen. Mutfak var. Çoğul için There are two bedrooms. İki yatak odası var. Üst kat upstairs (apsteez), alt kat downstairs (daunsteez) sözcükleriyle söylenir. İngiltere'de zemin kat çoğu zaman ground floor (graund floor), Amerika'da first floor (först floor) diye adlandırılır; A2'de bu farkı bilmek yeterlidir.
Dünyadaki A2 ders kitaplarında ev ünitesi neredeyse her seride resimle öğretilir. Öğrenci önce oda adlarını etiketter, sonra kısa cümle kurar: This is my house. Bu benim evim. There is a garden. Bahçe var. Günlük hayatta bir misafire The bathroom is upstairs. Banyo üst katta. demek çok işe yarar. Kısa diyalog: A: How many rooms are there? A: Kaç oda var? B: There are four rooms. There is a kitchen, a living room and two bedrooms. B: Dört oda var. Bir mutfak, bir oturma odası ve iki yatak odası var.
Örnek
Somut durum: Ayşe evini anlatıyor. I live in a house. Bir evde oturuyorum. There is a kitchen downstairs. Alt katta mutfak var. There are two bedrooms upstairs. Üst katta iki yatak odası var. The bathroom is next to my bedroom. Banyo yatak odamın yanında. Telaffuz ipucu: house sözcüğündeki s sesi hafif hışırtılıdır; home ise hom diye kısa söylenir.
Odaların içindeki eşyalar
Eşya sözcüğü İngilizcede furniture (fööniçır) dur ve sayılamaz bir addır; bu yüzden a furniture denmez. Masa table (teybıl), sandalye chair (çeer), kanepe sofa (soofa), yatak bed (bed), dolap wardrobe (woordrob), buzdolabı fridge (fric), ocak cooker (kukır), lavabo sink (sink) olarak öğrenilir. Lamba lamp (lemp), halı carpet (kaapit), perde curtain (köötın), ayna mirror (mirır), kitaplık bookshelf (bukşelf), televizyon TV (tii vii) A2 sözcükleridir. Pencere window (windov), kapı door (door), duvar wall (wool) bu ünitede sık geçer.
Eşyanın yerini söylemek için basit edatlar yeterlidir. in (in) içinde, on (on) üzerinde, under (andır) altında, next to (nekst tu) yanında, between (bitviin) arasında, in front of (in frant ov) önünde, behind (bihaynd) arkasında. Örnekler: The lamp is on the table. Lamba masanın üzerinde. The cat is under the chair. Kedi sandalyenin altında. The fridge is in the kitchen. Buzdolabı mutfakta. The sofa is next to the window. Kanepe pencerenin yanında. Soru kalıbı da aynı edatlarla kurulur: Where is the bed? Yatak nerede? It's in the bedroom. Yatak odasında.
Sınıfta öğretmen bir oda resmini gösterir ve öğrenciler eşyayı yeriyle birlikte söyler. Dünya genelinde bu, bilgi boşluğu etkinliği olarak bilinir: bir öğrencinin resminde kanepe vardır, diğerinde yoktur; sorarak tamamlarlar. Is there a sofa in the living room? Oturma odasında kanepe var mı? Yes, there is. Evet, var. No, there isn't. Hayır, yok. Türkçe kaynaklı sık bir duraklama, eşyadan önce the veya a koymayı unutmaktır. Bed is in bedroom yanlış; doğrusu The bed is in the bedroom. Yatak yatak odasında.
Örnek
Kısa diyalog: A: Where is the cooker? A: Ocak nerede? B: It's in the kitchen, next to the fridge. B: Mutfakta, buzdolabının yanında. A: And the mirror? A: Ya ayna? B: The mirror is in the bathroom, on the wall. B: Ayna banyoda, duvarda.
Oturma odasını tarif edelim
Oturma odası birçok evde ailenin birlikte vakit geçirdiği yerdir. İngilizcede living room (livİng ruum) denir; bazı kitaplarda sitting room (sitİng ruum) da geçer, A2'de living room yeterlidir. Tipik eşyalar şunlardır: sofa (soofa), armchair (aamçeer) koltuk, coffee table (kofi teybıl) sehpa, TV, carpet, lamp, curtain. There is a big sofa in the living room. Oturma odasında büyük bir kanepe var. There are two armchairs. İki koltuk var. The TV is opposite the sofa. Televizyon kanepenin karşısında.
Renk ve basit sıfatlar A2'de odayı canlı kılar ama abartılmaz: big (big) büyük, small (smool) küçük, new (nyu) yeni, old (old) eski, nice (nays) güzel. We have a nice living room. Güzel bir oturma odamız var. The sofa is blue. Kanepe mavi. Mavi blue (blu), kırmızı red (red), yeşil green (griin) bu tarifte işe yarar. Günlük hayatta bir fotoğraf gösterirken This is our living room. Bu bizim oturma odamız. demek yeterince doğaldır. Kanepede oturmak için on the sofa denir, in the sofa denmez.
Ev içi tasviri, iletişimsel İngilizce kitaplarının klasik bir ünitesidir çünkü öğrenci kendi gerçek evinden konuşur ve dil kişisel olur. Sık yanlış anlama şudur: Türkçe oturma odası tek sözcük gibi düşünülüp livingroom bitişik yazılır. Doğrusu iki sözcüktür: living room. Başka bir kalıp: There is a lamp next to the armchair. Lambası koltuğun yanında.
Örnek
Somut tarif: This is my living room. There is a sofa and a small table. The TV is opposite the sofa. There is a lamp next to the armchair. I like my living room. Bu benim oturma odam. Bir kanepe ve küçük bir masa var. Televizyon kanepenin karşısında. Lamba koltuğun yanında. Oturma odamı seviyorum.
Mahallemizdeki yerler
Mahalle İngilizcede neighbourhood (neyböhud) veya Amerikan yazımıyla neighborhood denir; A2'de in my town (in may taun) da sık kullanılır. Can-do hedefi: mahallemdeki yerleri adlandırabilirim. Okul school (skuul), park park (paak), süpermarket supermarket (suupömaakit), hastane hospital (hospitıl), eczane pharmacy (faamösi) veya Britanya'da chemist's (kemists), postane post office (post ofis), banka bank (benk) temel sözcüklerdir.
Otobüs durağı bus stop (bas stop), sinema cinema (sinimö), kafe cafe (kafe), restoran restaurant (restörönt), kütüphane library (laybröri), fırın bakery (beyköri), dükkân shop (şop) da A2 listesindedir. There is a park near my house. Evimin yakınında bir park var. There is a supermarket in my neighbourhood. Mahallemde bir süpermarket var. Yakın anlamında near (niır) kullanılır; near of denmez. I live in a flat. Bir dairede oturuyorum. Daire flat (flet) Britanya, apartment (öpaatmınt) Amerika sözcüğüdür; A2'de ikisini tanımak yeter.
Günlük hayatta bu sözcükler yol sormadan önce gelir, çünkü yeri adlandıramazsanız tarifi de isteyemezsiniz. Dünya genelinde öğretmenler mahalle haritası çizer ve öğrenciler dükkânları yerleştirir. Kısa diyalog: A: Is there a bakery near here? A: Yakınlarda fırın var mı? B: Yes, there is. It's next to the school. B: Evet, var. Okulun yanında. A: Thank you. A: Teşekkür ederim. Thank you (thenk yu) ve please (pliiz) yol sorarken mutlaka eklenen nezaket sözleridir.
Örnek
Metin örneği: I live in a small neighbourhood. There is a school and a park. The supermarket is near the bus stop. There isn't a hospital in my neighbourhood. The hospital is in the city centre. Küçük bir mahallede oturuyorum. Bir okul ve bir park var. Süpermarket otobüs durağının yakınında. Mahallemde hastane yok. Hastane şehir merkezinde. city centre (siti sentır) şehir merkezi demektir.
Mahallede yön soralım ve verelim
Yön sormak A2'nin en işe yarar can-do hedeflerinden biridir: basit yol tarifi isteyebilir ve verebilirim. Temel soru Where is the park? (ver iz dö paak) Park nerede? veya Excuse me, where is the supermarket? Affedersiniz, süpermarket nerede? Excuse me (ekskyuuz mii) dikkat çekmek için kullanılır. Cevaplarda yer edatları devreye girer: next to yanında, opposite (opızit) karşısında, between arasında, near yakınında, on the left (on dö left) solda, on the right (on dö rayt) sağda.
Hareket tarifinde şu kalıplar yeterlidir: Go straight on. (go streyt on) Düz gidin. Turn left. (törn left) Sola dönün. Turn right. Sağa dönün. It's on the left. Solda. It's on the right. Sağda. The bank is opposite the post office. Banka postanenin karşısında. The cafe is between the shop and the library. Kafe dükkân ile kütüphane arasında. Türkçe konuşanlar sıkça Turn to left veya Go to left der; doğrusu dönüş için Turn left, konum için It's on the left demektir. to eklenmez.
Dünyada bu konu harita etkinliğiyle öğretilir: bir öğrenci haritayı görür, diğeri görmez ve tarifi dinleyerek yeri bulur. Günlük hayatta bir turist Is the bus stop far? Otobüs durağı uzak mı? diye sorabilir. No, it's near here. Go straight on and turn right. Hayır, burada yakın. Düz gidin ve sağa dönün. Uzak far (faar), burada here (hiır) sözcükleridir. Nezaket için please eklemek A2 için hem doğru hem yeterlidir: Turn left, please. Lütfen sola dönün.
Örnek
Tam diyalog: A: Excuse me, where is the hospital? A: Affedersiniz, hastane nerede? B: Go straight on. Then turn left. The hospital is opposite the park, on the right. B: Düz gidin. Sonra sola dönün. Hastane parkın karşısında, sağda. A: Thank you very much. A: Çok teşekkür ederim. B: You're welcome. B: Rica ederim. You're welcome (yoo velköm) nezaket cevabıdır.
Kalıpları bir araya getirelim
Bu ünitenin günlük hayattaki yeri ev tanıtımı, misafir ağırlama ve mahallede kaybolmamaktır. A2 öğrencisi şu üç işi yapabilmelidir: odaları ve eşyaları adlandırmak, there is / there are ile varlık söylemek, next to, opposite, between, on the left, on the right ile yer tarif etmek. Kısa bir ev turu: Come in. This is the hall. The living room is on the left. The kitchen is downstairs. Buyurun. Burası hol. Oturma odası solda. Mutfak alt katta. Come in (kam in) içeri buyurun demektir.
Sık yapılan Türkçe kaynaklı hatalara ayrı durmak gerekir. Türkçede evde, mutfakta, mahallede tek bir -de eki varken İngilizce in the house, in the kitchen, in my neighbourhood der; at home (et hom) ise evde olmak anlamında kalıplaşmıştır. I am in home yanlış, I am at home doğrudur. Başka bir tuzak: There is tekil, There are çoğuldur. There is two chairs yanlış; There are two chairs. İki sandalye var. Artikel unutmak da yaygındır: I live in house değil, I live in a house veya I live in a flat.
Dünyada bu ünite çoğu zaman bir mahalle haritası, bir ev planı ve bir diyalog üçlüsüyle kapanır. Öğrenci kendi evini ve sokağını gerçekten anlatırsa dil kalıcı olur. Bir sonraki pratik adım, aynı sözcüklerle bir arkadaşa kısa mesaj yazmaktır: My house is near the school. There is a park opposite my house. Come to my house at four. Evim okula yakın. Evimin karşısında park var. Saat dörtte evime gel. Saat söylemek A2'de at four (et foor) ile yeterince doğrudur.
Örnek
Birleştirilmiş konuşma: A: Do you live in a house or a flat? A: Evde mi dairede mi oturuyorsun? B: I live in a flat. There are three rooms. The living room is small but nice. There is a supermarket next to my building. B: Dairede oturuyorum. Üç oda var. Oturma odası küçük ama güzel. Binamın yanında süpermarket var. Bina building (bildİng) diye okunur. A: Where is the bus stop? A: Otobüs durağı nerede? B: It's opposite the supermarket. Turn right and go straight on. B: Süpermarketin karşısında. Sağa dön ve düz git.
Sık yapılan yanlışlar
- Yanlış: House ve home aynıdır, ikisi de ev demektir. Doğrusu: House binayı, home ise yaşanan yeri ve aidiyeti anlatır. I live in a small house. Küçük bir evde oturuyorum. I am at home. Evdeyim.
- Yanlış: There is two bedrooms. veya There is two chairs. Doğrusu: Tekilde There is, çoğulda There are kullanılır. Doğrusu: There are two bedrooms. İki yatak odası var.
- Yanlış: I am in home. / I live in home. Doğrusu: Kalıp at home şeklindedir: I am at home. Evdeyim. Binanın içi için in the house denir.
- Yanlış: Turn to left. / Go to left. / near of the school Doğrusu: Dönüş için Turn left, konum için It's on the left denir; to eklenmez. Yakın için near the school yeter, of konmaz.
- Yanlış: opposite ile in front of aynıdır; livingroom bitişik yazılır. Doğrusu: Opposite yolun veya caddenin karşısını, in front of bir şeyin tam önünü anlatır. The bank is opposite the park. The car is in front of the house. Oturma odası iki sözcüktür: living room.
Bir adım ileri
Bir üst düzeyde, B1 civarında, öğrenci evini daha uzun sıfatlarla ve gerekçe ekleyerek anlatır. Yol tarifine along the street, past the bank, across the bridge gibi hareket edatları girer. Mahalle karşılaştırması My neighbourhood is quieter than the city centre. gibi cümlelerle genişler. Ayrıca bir evi kısa ilan metni gibi yazmak ve bir odayı daha ayrıntılı tarif etmek beklenir. Şimdilik A2'de kısa, doğru ve nazik cümleler yeterlidir.
Özet
Bu ünitede ev odalarını, eşyaları ve mahalle yerlerini A2 sözcükleriyle adlandırdık. There is / there are ve yer edatlarıyla evimizi ve sokağımızı tarif etmeyi öğrendik. Excuse me, where is...? ile Turn left ve Go straight on kalıplarıyla mahallede yol sorup cevap verebiliriz.