Toplumsal tartışmalarda kimin izin verdiğini, kimin bir işi başkasına yaptırdığını ve kimin bir hakkı ya da belgeyi aldığını B2 düzeyinde net anlatmak için lassen yapısı ile bekommen-edilgeni birlikte kullanılır.
Üyeler sınırsız test çözer, dersi dinler, Bir'e Bir ders alır ve ilerlemesini görür. Üye olmadan 20 dakika deneyebilirsin.
Yaptırma anlamıyla lassen
Almanca lassen fiili (okunuşu: lasın) B2’de en sık bir işi başkasına yaptırmak anlamında görülür. Temel kalıp şudur: jemand lässt etwas + Infinitiv. Örnek: Ich lasse mein Fahrrad reparieren. (İh lası mayn fâ-rat re-pa-rî-rın.) Türkçesi: Bisikletimi tamir ettiriyorum. Tamiri siz yapmazsınız; bir usta yapar, siz yalnızca yaptırırsınız.
Bu kullanım dünyada ettirgen yani causative olarak öğretilir ve İngilizcedeki have something done ile aynı mantığa oturur. lassen Cermen kökenlidir ve İngilizcedeki let ile aynı aileye aittir; yüzyıllardır hem bırakmak hem ettirmek anlamını taşır. Günlük cümle: Ich lasse mir die Haare schneiden. (İh lası mir di hâ-re şnay-dın.) Saçımı kestiriyorum.
Toplumsal tartışmada yapı güç ilişkisini görünür kılar: Die Stadt lässt die alte Brücke abreißen. Belediye eski köprüyü yıktırıyor. Kararı kim verdi, işi kim yaptı netleşir. Kısa diyalog: A: Warum ist dein Handy neu? B: Ich habe es reparieren lassen, aber es war zu teuer. A: Telefonun neden yeni? B: Tamir ettirdim ama çok pahalıydı. Ettirme anlamında işi gerçekten yapan kişi çoğu zaman söylenmez; iş öne çıkar.
Örnek
Wir lassen das Klassenzimmer putzen. Sınıfı temizletiyoruz. Özne wir, yaptırılan iş putzen (pu-tsın), temizliği yapan kişi cümlede yoktur. Soru: Kim temizliyor? Cevap: Başkası; biz yaptırıyoruz.
İzin verme anlamıyla lassen
lassen aynı zamanda izin vermek demektir. Kalıp değişir: jemand lässt jemanden + Infinitiv. Eylemi yapan kişi Akkusativ’de açıkça durur. Meine Eltern lassen mich das Auto fahren. (May-ne el-tın lasın mih das oto fâ-rın.) Annemle babam arabayı sürmeme izin veriyor. fahren okunuşu fârın’dır; h neredeyse duyulmaz.
İzin ile yaptırmayı ayırmak için kişiye bakın. Cümlede bir kişi varsa ve eylemi kendisi yapıyorsa anlam çoğu kez izindir. Der Lehrer lässt die Schüler diskutieren. Öğretmen öğrencilerin tartışmasına izin veriyor. Toplumsal soru cümlesi: Soll der Staat Jugendliche ab 16 wählen lassen? Devlet 16 yaşından itibaren gençlerin oy vermesine izin vermeli mi? Bu, B2 görüş yazısında tez olarak kullanılabilir.
Kısa diyalog: A: Darf ich heute länger bleiben? B: Ich lasse dich bis zehn Uhr bleiben, aber nicht länger. A: Bugün daha geç kalabilir miyim? B: Saat ona kadar kalmana izin veriyorum, daha fazla değil. Darf ich okunuşu darf ih’dir. Günlük hayatta ebeveyn, öğretmen, müdür ve yasa koyucu izin veren özne olur. Emirde tekil lass (las), resmi hitapta lassen Sie kullanılır.
Örnek
Lass mich ausreden! Sözümü bitirmeme izin ver! Nazik hali: Lassen Sie mich bitte ausreden. Lütfen sözümü kesmeyin, bitirmeme izin verin.
İşbirliği, kapsayıcılık ve lassen
Sınıfta herkesin katılması B2 toplumsal tartışma konusudur. Wir lassen alle Schülerinnen und Schüler mitmachen. (Vîr lasın a-le şü-le-rin-nen unt şü-ler mit-ma-hın.) Tüm öğrencilerin katılmasına izin veriyoruz. Burada lassen hem izin hem işbirliği kapısı açar. Can-do: kapsayıcı eğitim hakkında kısa ve anlaşılır görüş bildirebilirim.
Dünya genelinde bu kalıp let someone participate diye öğretilir. Sık yanlış: Türkçe bırakmak bazen terk etmek, bazen izin vermektir; Almancada terk etmek için çoğu zaman verlassen veya liegen lassen gerekir. Somut olay: Tekerlekli sandalye kullanan öğrenci proje dışına itilmez. Die Klasse lässt ihn die Fotos machen. Sınıf fotoğrafları ona çektiriyor ve çekmesine alan açıyor. Hem görev hem saygı vardır.
Diyalog: A: Können blinde Schüler im Chemieunterricht mitmachen? B: Ja. Wir lassen sie die Experimente mit uns planen. A: Görme engelli öğrenciler kimya dersine katılabilir mi? B: Evet. Deneyleri bizimle planlamalarına izin veriyoruz. planen okunuşu plâ-nın’dır. Tartışmayı derinleştiren soru şudur: Kim kimi bırakıyor, asıl kararı kim veriyor?
Örnek
Man sollte niemanden allein arbeiten lassen, wenn die Gruppe helfen kann. Grup yardım edebiliyorsa kimseyi tek başına çalışmaya bırakmamalı.
Bekommen-edilgeni nedir?
Klasik edilgen werden artı Partizip II ile kurulur: Die Arbeit wird korrigiert. Kâğıt düzeltiliyor. Oysa okulda asıl önemli olan çoğu zaman kâğıt değil, kâğıdı eline alan öğrencidir. O zaman bekommen-edilgeni (okunuşu: be-ko-mın) devreye girer. Kalıp: jemand bekommt etwas + Partizip II. Der Schüler bekommt die Arbeit korrigiert. Öğrenci kâğıdını düzeltilmiş olarak alır.
Yapı özellikle geben, schenken, schicken, erklären, zeigen, anbieten gibi birine bir şey veren fiillerde doğaldır. Klasik edilgende datif nesne özne olamaz; bekommen tam bunu çözer. Konuşmada Mir wird das Thema erklärt yerine sıkça Ich bekomme das Thema erklärt. denir. Konu bana açıklanıyor. erklärt okunuşu er-klêrt’tir.
Dilbilgisi kitapları bu yapıya alıcı edilgeni der; konuşma Almancasında uzun süredir vardır. kriegen daha teklifsizdir: Ich kriege das nicht erklärt. Bunu bana bir türlü açıklayamıyorlar. B2’de resmi metinde bekommen, günlük konuşmada kriegen yeğlenir. Diyalog: A: Hast du die Note schon? B: Ja, ich habe die Klausur zurückbekommen. Ich habe sie fair bewertet bekommen. A: Notun geldi mi? B: Evet, sınav kâğıdını geri aldım. Adil puanlanmış olarak elime geçti.
Örnek
Etken: Die Lehrerin gibt dem Schüler das Zeugnis. Öğretmen öğrenciye karneyi verir. bekommen-edilgeni: Der Schüler bekommt das Zeugnis gegeben. Öğrenci karnesini alır, karne kendisine verilir.
Toplumsal tartışmada bekommen-edilgeni
Staj, burs ve iş ilanları B2 yazma konularının merkezindedir. Die Schülerin bekommt das Schreiben ausgestellt. Öğrenci mektubu düzenlenmiş olarak eline alır. Odak alıcıdadır, kurum arka plandadır. Viele Jugendliche bekommen keine Chance angeboten. Birçok gence fırsat sunulmuyor. Bu cümle bir görüş yazısının tez cümlesi olabilir.
Karşılaştırın: Es werden keine Chancen angeboten. Şanslar sunulmuyor; iş odaklıdır. Sie bekommen keine Chance angeboten. Onlara şans sunulmuyor; insan odaklıdır. Toplumsal tartışmada ikinci cümle daha etkilidir. Başka örnek: Patienten bekommen die Diagnose oft zu spät erklärt. Hastalara tanı çoğu zaman çok geç açıklanır. Diagnose okunuşu di-ag-nô-ze’dir.
Diyalog: A: Bekommst du das Praktikum bezahlt? B: Noch nicht. Ich hoffe, ich bekomme den Vertrag bald geschickt. A: Stajın ücreti ödeniyor mu? B: Henüz değil. Sözleşmenin yakında gönderilmesini umuyorum. Can-do: Bir adaletsizliği anlatırken alıcıyı özne yapabilirim. Dikkat: Ich bekomme einen Brief yalnızca mektup alıyorum demektir. Edilgen için Ich bekomme einen Brief geschickt gerekir; Partizip II şarttır.
Örnek
Die Bewerber bekommen die Absage per Mail geschickt. Adaylara ret postayla gönderilir. Görüş cümlesi: Bu yöntem soğuktur, çünkü insan yüz yüze bir açıklama almaz.
Türkçe kaynaklı sık hatalar
Türkçe konuşanlar lassen fiilini her yerde bırakmak diye çevirir. Ich lasse meine Tasche im Klassenzimmer. doğrudur: Çantamı sınıfta bırakıyorum. Ama Ich lasse meine Haare eksiktir; schneiden unutulursa ettirme anlamı çöker. Ettirmede mastar zorunludur. İkinci hata, Türkçe ettirmek kalıbını kelime kelime aktarmaktır. Ich mache mein Auto reparieren yanlıştır. Burada machen kullanılmaz; yalnızca lassen vardır.
Söz dizimi: mastar cümle sonundadır. Ich lasse reparieren mein Auto yanlıştır. Doğrusu: Ich lasse mein Auto reparieren. İzin anlamında zamir Akkusativ’dir. Lass mir helfen çoğu bağlamda hatalıdır; yardım etmeme izin ver için Lass mich helfen, kendine yardım ettir için Lass dir helfen denir. mir ile mich karışması Türkçe bana ve beni belirsizliğinden gelir.
bekommen-edilgende Türkçe almak yetmez. Ich bekomme die Aufgabe ödevi alıyorum demektir. Edilgen için Ich bekomme die Aufgabe erklärt şarttır. werden ile karıştırmak da yaygındır: Ich werde das Buch gegeben yanlıştır, çünkü werden-edilgende datif özne olmaz. Doğru seçenekler: Ich bekomme das Buch gegeben. veya Das Buch wird mir gegeben. bekommen okunuşu be-ko-mın’dır, vurgu ikinci hecededir.
Örnek
Yanlış: Der Schüler wird das Zeugnis gegeben. Doğru: Der Schüler bekommt das Zeugnis gegeben. veya Dem Schüler wird das Zeugnis gegeben. Öğrenciye karne verilir.
Sık yapılan yanlışlar
- Yanlış: lassen her zaman Türkçe bırakmak demektir. Doğrusu: Üç ana anlamı vardır: bir yerde bırakmak, izin vermek ve bir işi yaptırmak. Anlam, cümlede kişi olup olmamasına ve mastarın ne anlattığına göre değişir.
- Yanlış: Ich bekomme die Arbeit her zaman edilgendir. Doğrusu: Bu cümle yalnızca ödevi alıyorum demektir. Edilgen olması için Partizip II gerekir: Ich bekomme die Arbeit korrigiert.
- Yanlış: Ich werde das Thema erklärt. alıcıyı özne yapmak için yeterlidir. Doğrusu: werden-edilgende datif özne olmaz. Doğrusu Ich bekomme das Thema erklärt veya Das Thema wird mir erklärt biçimidir.
- Yanlış: Ettirme cümlesinde machen de kullanılabilir: Ich mache mein Handy reparieren. Doğrusu: Ettiren fiil yalnızca lassen’dir. Mastar her zaman sonda durur: Ich lasse mein Handy reparieren.
Bir adım ileri
Bir üst basamakta sich lassen ile imkân anlamı gelir: Das Fenster lässt sich nicht öffnen. Pencere açılmıyor. Modal fiilli edilgen ve resmi metinlerde alıcı edilgeninin stil değeri de genişler. Görüş yazılarında bu yapılar nominalleştirilir; kimin izin verdiği bir isim grubuna sıkıştırılır. C1’de aynı konuda daha uzun, daha mesafeli ve daha soyut cümleler beklenir.
Özet
lassen B2’de hem izin hem yaptırma anlatır; kişiyi ve mastarı doğru yerleştirmek anlamı belirler. bekommen-edilgeni, bir şey verilen kişiyi özne yaparak toplumsal tartışmayı insan odaklı kılar. Türkçe bırakmak, ettirmek ve almak alışkanlıklarını bire bir taşımak en sık hatadır; kalıbı ve Partizip II’yi unutmamak gerekir.