Sağlıklı ilişkiler, duyguları B2 düzeyinde doğru adlandırmak ve çatışmayı sakin, uzlaşmacı bir dille yönetmekle güçlenir.
Üyeler sınırsız test çözer, dersi dinler, Bir'e Bir ders alır ve ilerlemesini görür. Üye olmadan 20 dakika deneyebilirsin.
İlişkileri adlandırmak: kim kiminle, nasıl geçiniyor?
B2 öğrencisi bir ilişkiyi türüne ve niteliğine göre ayırır. get on with someone (get on viz samvan) biriyle iyi geçinmek demektir: I get on well with my classmates. Sınıf arkadaşlarımla iyi geçiniyorum. Karşıtı not get on veya have nothing in common (hev natıng in komın) ortak yanımız yok ifadesidir. a close friend (ı klous frend) sır paylaştığın kişidir; an acquaintance (ın ekueyntıns) ise yalnızca tanıdıktır.
Güven ve saygı ilişkinin omurgasıdır. trust (trast) güven, respect (rispekt) saygı, support (sıport) destektir. Kalıp: I can rely on you. (Ay ken rilay on yu.) Sana güvenebilirim. Hayranlık için look up to (luk ap tu) kullanılır: Many students look up to fair teachers. Birçok öğrenci adil öğretmenleri örnek alır. Sınır koymak için doğal B2 ifadeleri I need some space (Ay nid sam speys) ve That's not OK with me. (Dets not okey viz mi.) cümleleridir. Birini yarı yolda bırakmak let someone down (let samvan daun) ile söylenir.
Örnek
A: Do you get on with your new teammate? Yeni takım arkadaşınla iyi geçiniyor musun? B: Yes. I look up to her because she listens and she never lets us down. Evet. Onu örnek alıyorum çünkü dinliyor ve bizi asla yarı yolda bırakmıyor.
Çatışma anı ve duygu kelimeleri
Çatışma iki ihtiyaç veya görüşün çarpışmasıdır; düşmanlık olmak zorunda değildir. a disagreement (ı disıgrimınt) görüş ayrılığı, an argument (ın argümınt) tartışma, a conflict (ı konflikt) daha genel çatışmadır. fall out with someone (fol aut viz samvan) biriyle aranın bozulmasıdır: They fell out over a group project. Grup ödevi yüzünden araları bozuldu. turn your back on someone (törn yor bek on samvan) sırtını dönmek, ilişkiyi reddetmektir. ignore someone (ignoor samvan) görmezden gelmektir.
Suçlama ve duygu adları çatışmayı netleştirir. blame someone for (bleym samvan for) birini bir şeyle suçlamak: Don't blame me for the mistake. Hatayı bana yükleme. hurt someone's feelings (hört samvanz filings) duygularını incitmek, take something the wrong way (teyk samting dı rong vey) sözü ters anlamaktır. B2 duygu seti: upset (apset) üzgün/bozuk, frustrated (frastreytıd) engellenmiş ve sinirli, disappointed (disapoyntıd) hayal kırıklığına uğramış, offended (ofendid) alınmış, embarrassed (imberıst) utanmış, jealous (celıs) kıskanç, guilty (gilti) suçluluk duyan, anxious (engşıs) endişeli, relieved (rilivd) rahatlamış. Somut olay: Ece, Deniz'in esprisini kişisel aldı; koridorda sesler yükseldi, sonra birbirlerine sırtlarını döndüler.
Örnek
A: Why did you ignore me in the corridor? Koridorda neden beni görmezden geldin? B: I was upset. You blamed me in front of everyone and it hurt my feelings. Üzgündüm. Herkesin önünde beni suçladın ve bu duygularımı incitti.
Anlaşmazlığı sakin konuşmak
Can-do: Anlaşmazlığı sakin bir dille konuşabilir ve karşı tarafın noktasını görebilirim. Önce calm down (kam daun) sakinleşmek gerekir. talk something over (tok samting ouvır) konuyu konuşarak ele almaktır: Let's talk it over after class. Dersten sonra konuşalım. I see your point, but... (Ay si yor poynt bat) Noktanı anlıyorum ama... hem dinlediğini hem farklı düşündüğünü gösterir. I didn't mean to... (Ay didınt min tu) niyetim bu değildi, eylemi niyetten ayırır.
Söz kesmek ve ses yükseltmek çatışmayı büyütür. Don't interrupt. (Dount intırapt) Sözümü kesme. Could you let me finish? (Kud yu let mi finish?) Bitirmeme izin verir misin? Let's keep our voices down. (Lets kip avır voysız daun) Sesimizi alçaltalım. Sınıf örneği: İki öğrenci proje rollerini tartışır; biri I see your point der, diğeri I didn't mean to take over the work. İşi tek başıma almak niyetinde değildim, diye açıklar. Böylece kişi değil, davranış konuşulur.
Örnek
A: You always decide everything. I feel left out. Her şeye sen karar veriyorsun. Dışlanmış hissediyorum. B: I see your point. I didn't mean to take over. Let's talk it over and share the tasks. Noktanı anlıyorum. İşi ele geçirmek niyetinde değildim. Konuşalım ve görevleri paylaşalım.
Empati, beden dili ve duyguyu kabul etmek
empathy (empati) başkasının duygusunu anlamaya çalışma çabasıdır; aynı fikirde olmak zorunda değilsin. Kalıp: put yourself in someone's shoes (put yörself in samvanz şuz) kendini onun yerine koymak. I understand how you feel. (Ay andırstend hau yu fil) Nasıl hissettiğini anlıyorum. It must be hard for you. (İt mast bi hard for yu) Senin için zor olmalı. I get why you're upset. (Ay get vay yor apset) Neden üzgün olduğunu anlıyorum. Bu cümleler konuşma sınavında da dinlediğini kanıtlar.
Olumlu beden dili sözcükleri destekler. eye contact (ay kontakt) göz teması, nod (nod) başını sallamak, open posture (oupın posçır) açık duruş. Karşıtı cross your arms (kros yor armz) kollarını kavuşturmak ve look away (luk ıvey) bakış kaçırmaktır. Kafeterya sahnesi: Ayşe, Can'ın tepsisini kasten ittiğini sanır ve offended hisseder. Can sandalyesini ona çevirir, göz teması kurar ve duyguyu önce kabul eder. Minnet için grateful (greytfıl), gerginlik bitince relieved kullanılır.
Örnek
A: You walked past me with your friends. I felt invisible. Arkadaşlarınla yanımdan geçtin. Görünmez hissettim. B: I get why you're upset. I wasn't ignoring you; I simply didn't see you. I'm glad you told me. Neden üzgün olduğunu anlıyorum. Seni görmezden gelmiyordum; gerçekten görmedim. Söylediğin için memnunum.
Özür dilemek ve ilişkiyi onarmak
Etkili özür suçu savuşturmaz; eylemi adlandırır. apologise for (apolocayz for) bir şey için özür dilemek: I apologise for raising my voice. Sesimi yükselttiğim için özür dilerim. I'm sorry about (Ayım sori ıbaut) daha genel, I'm sorry for artı -ing eyleme bağlanır. It was my fault. (İt voz may folt) Benim hatamdı. I regret what I said. (Ay riguet vot ay sed) Söylediğimden pişmanım. Not yazmak, yüz yüze konuşmanın zor olduğu anda düşünmeye zaman tanır.
Özürden sonra ilişki onarılır. make up with someone (meyk ap viz samvan) barışmak, make it up to someone (meyk it ap tu samvan) hatayı telafi etmektir. Will you forgive me? (Vil yu fögiv mi?) Beni affeder misin? I won't do it again. (Ay vount du it egen) Bir daha yapmayacağım. Zayıf özür, I'm sorry you feel that way gibi suçu karşıya yıkar; güçlü özür somut eylemi ve sonraki adımı söyler.
Örnek
Özür notu: Dear Mert, I am sorry for sharing your idea without asking. It was unfair. I will tell the teacher it was yours. Can we talk at lunch? Sevgili Mert, sormadan fikrini paylaştığım için üzgünüm. Bu adil değildi. Öğretmene fikrin senin olduğunu söyleyeceğim. Öğle yemeğinde konuşabilir miyiz?
Uzlaşma ve arabuluculuk
Can-do: Bir anlaşmazlıkta orta yolu önerebilir ve başkalarının konuşmasını yönetebilirim. compromise (komprımayz) karşılıklı taviz, meet in the middle (mit in dı midıl) ortada buluşmaktır. sort out a problem (sort aut ı problem) sorunu çözmek, come to an agreement (kam tu ın ıgrimınt) anlaşmaya varmaktır. Would you be willing to...? (Vud yu bi viling tu) nazik tekliftir. How about + -ing yumuşak öneridir. Arabulucu a mediator (ı midieytır) taraf tutmaz; iki tarafı da dinler.
Grup çalışmasında rol çatışması sık görülür. Biri her slaytı kendi yapmak ister, diğeri dışlandığını düşünür. Arabulucu şöyle der: Let's hear both sides without interrupting. Söz kesmeden iki tarafı dinleyelim. You both want the project to succeed. İkiniz de projenin başarılı olmasını istiyorsunuz. How about splitting the slides and checking them together? Slaytları bölüp birlikte kontrol etmeye ne dersiniz? Bu a fair solution (ı fer soluşın) adil bir çözümdür. Okul akran arabuluculuğu birçok ülkede 1980'lerden beri dinleme becerisi olarak öğretilir; amaç ceza değil, ortak çözüm üretmektir.
Örnek
Mediator: You both care about the grade. Would you be willing to share the slides and meet in the middle on the design? Arabulucu: İkiniz de notu önemsiyorsunuz. Slaytları paylaşıp tasarımda ortada buluşmaya istekli olur musunuz? A and B: Yes. Let's sort it out today. Evet. Bunu bugün çözelim.
Sık yapılan yanlışlar
- Yanlış: Türkçedeki tartışmak her zaman argue ile karşılanır; discuss ile argue aynıdır. Doğrusu: discuss (diskas) konuyu ele almaktır, öfke içermez. argue (argyu) genellikle çatışmalı tartışmadır. Türkçe tek fiille ikisini de kapsadığı için karışır.
- Yanlış: I am agree veya I am not agree demek. Doğrusu: I agree / I don't agree veya I disagree doğrudur. agree fiildir; Türkçedeki katılıyorum kalıbı am ekletir.
- Yanlış: I am broken veya You broke me ile kırıldım demek. Doğrusu: You hurt my feelings. veya I was offended. İngilizcede duygu incinir; kişi kırılmaz.
- Yanlış: Sorry ile Excuse me her durumda aynıdır. Doğrusu: Excuse me dikkat çekmek veya yol istemek içindir. Pişmanlıkta I'm sorry for + -ing veya I apologise for kullanılır.
- Yanlış: I have a bad feeling with him veya tekil feeling ile ilişki anlatmak. Doğrusu: Doğal olan We don't get on. veya I feel upset with him. Kalıp hurt someone's feelings içinde feelings çoğuldur.
Bir adım ileri
Bir üst basamakta dil daha incelir: dolaylı öneri, resmi şikayet yazısı ve iş yeri uzlaşması devreye girer. Tartışmayı üçüncü kişiye aktarmak için reported speech ve daha soyut sözcükler çalışılır. Kültürel farklar, doğrudan veya dolaylı özür tercihini de etkiler. Şimdilik B2 yeter: duyguyu adlandır, niyeti ayır, orta yol öner.
Özet
İlişki kelimeleri kiminle nasıl geçindiğini; duygu kelimeleri ne hissettiğini netleştirir. Çatışmada suçlama yerine sakin kalıplar, empati ve somut özür kullanılır. Uzlaşma ve arabuluculuk, her iki tarafın ihtiyacını görünür kılarak sorunu çözer.